Kill Bill, Chicago, City of God, Cold Mountain, Gangs of New York gibi 50’ye yakın filmin fragmanlarını, hareketli grafiklerini Barış Attila isimli bir Türk genci yapıyor. 27 yaşında Hollywood’dan üç ödül alan Attila, şu sıralar Bruce Willis’in Die Hard serisinin son filminde çalışıyor.İlk önce ‘Cehennem Gırtlağı’nın sesi duyulur. Fragman Kralı Don LaFontaine gerçekten gırtlaktan gelen bir ses tonuyla bildik bütün klişeleri sıralar: “In a world where…” “A one-man army…” Hayatında birkaç kez sinema salonuna girmiş olanlar bile bu sesi tanır. Neredeyse her on filmden beşinin fragmanını o seslendiriyor. Ardından filmin en çarpıcı sahneleri belirir ve ışık hızında akıp gider. Herşey 30 ile 120 saniye arasında olup biter. Etkiliyici bir metin eşliğinde gösterilen fragmanlar aslında bir filmin konusu hakkında ön bilgi edinmeyi sağlamaktan ziyade seyirciyi şöyle ya da böyle sinema salonuna sokmak için hazırlanır. Türk filmleri fragmanlarının aksine genellikle de başarılı olurlar. Bir filme gidip gitmeme konusunda fragmanların yüzde 70 oranında etkisinin olduğu araştırmalarla sabit.
Gösterildiğinde o filmi gidip izlemeniz için can attıran sahneleri kimler hazırlıyor dersiniz? Bugün sadece Los Angeles’te sadece fragman konusunda uzmanlaşmış iki düzine şirket var. Binlerce filmin çekildiği sektörde en ucuz fragmanın bedeli 100 bin dolar. Kill Bill, Chicago, City of God (Tanrı Kent), Cold Mountain (Soğuk Dağ), Gangs of New York (New York Çeteleri) gibi filmlerin fragmanlarında bir Türk gencinin imzası var. 27 yaşındaki İzmirli Barış Attila’nın, en prestijli ödüllerden biri olan Golden Trailer Awards’ın En İyi Yabancı Bağımsız Film kategorisinde City of God’taki çalışmasından dolayı birincilik ödülü var. Ayrıca Chicago ve Gangs of New York ile Telly Awards, Chicago ile Key Arts Finalist olmuştu. Bu oscarlardaki nomination ile eş değerde bir başarı.
Hollywood’un beyaz perdede izlediğimiz 50 filminin hareketli grafik tasarımlarını genç yaşta sinema reklamcılığının oskarını kazanan Barış Atilla yaptı. Attila son olarak Turkiyede’de gosterime giren Derailed, Lucky Number Slevin, Wolfcreek, Omen gibi filmlerin hareketli grafiklerini yaptı. Gosterime girecek olan Augustine Burroughs’un unlu romanindan uyarlama Running with Scissors’in fragman, Micheal Bay’in yonettigi Transformers’in teaser (kısa açıklamalarla merak uyandırmayı amaçlayan reklam) ve hareketli grafiklerini yine o yaptı. Şu sıralar CNBC-E’de gösterilen OC dizisinin Amerika’da gosterimde olan yeni sezonunun acilis jenerigini hazırladı. Rob Marshall’ın ‘Bir Geyşa’nın Anıları’ ile Tim Burton’un ‘Ceset Gelin’inde yer alan Attila, bugünlerde Bruce Willis’in Die Hard serisinin son filminde calışıyor.
İki yılda Hollywood’da iyi bir kariyer yapan Attila’nın bir ayağı Yeşilçam’da. Asmalı Konak, Mumya Firarda ve VizonTele Tuuba gibi filmlerde de çalışan Attila, Keloğlan Karaprens’e Karşı filminin teaser ve trailer hareketli grafiklerini yaptı. Geçtiğimiz hafta vizyona giren meşhur bir dizinin açılış jeneriğini de hazırlayan Attila, “Turk projelerinde calışmış olmak beni gururlandırıyor ve mutlu ediyor. Umarım Turk film sektörü gelisşmeye devam eder ve ben de daha bir çok Türk film projelerinde çalişma şansını yakalayabilirim.” diyor.
‘SAPIK’ VE ‘TERMİNATÖR-2’ UNUTULMAZ, ‘SİLBAŞTAN’ SIRADIŞI
Seyirciyle sinema arasındaki iletişimi tasarlayan Barış Attila, Hollywood’daki çalışmaları ve çılgın sektöre ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Filmlere fragman yapmak fikri nereden dogdu?
Tarihte ilk fragmanin hangisi oldugunu söylemek zor ama bildiğim kadarıyla 50 li yillarda Hollywood’da önem kazandığını söyleyebilirim. Daha fazla film üretilmesiyle daha çok izleyiciye ihtiyac duymaya başlandı. Film reklamları önem kazandı. Bazı filmlerin fragmanları için filmin içinde olmayan sahneler bile cekilmeye başlandı. Mesela klasikler içinden örnek vermek gerekirse Casablanca trailerinda film içinde olmayan bir sahnenin olması. Alfred Hitchcock Psycho (Sapık) filmi için hazırladığı trailerda filmin geçtiği motelde oyuncu olarak kendisinin oynadığı özel bir çekim yaptı.
Sinamanın unutulmaz fragmanları hangileri?
Bence Psycho ve yenilerden Terminator 2. Normal bir trailer formatına baktığınızda önce karakterler tanıtılır sonra olaylar gelişmeye başlar, filmin hikayesi azıcıkta olsa izleyiciye tarif edilir. Sonrasında ise filmin logosu ile biten montaj girer. Bu klişe formun dışına çıkılması bence o trailerları hatırlanılır hale getiriyor. Mesela Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Silbaştan) var. İlk kısmı bir ilaç reklami gibi ve ikinci kısmı ise bu reklamın filme baglanması uzerine kurulu.
Biraz da Ceset Gelin’den bahsedelim isterseniz…
Filmi ilk izledigimde sanki siyah beyaz sessiz bir film izliyormuşum havası oluştu bende. Trailerin hareketli grafiklerinin tasarımı için izlediğim yolsa sessiz filmlerde olan havayi yakalmak oldu. İşin görsel çözümünün yanında bir de izleyiciye filmi özetleyen, tarif eden işin fikir kısmı vardı ki, onu da dolunay görselleriyle çözumlemeyi başardım. Tim Burton filmlerini dolunay görselinden daha iyi ne tarif edebilir ki?
Kill Bill ile ilgili ilginç anılarınız var mı?
Kill Bill ilk çekildiği zaman film o kadar uzundu ki tek bir film olarak yayınlamanın imkânı yoktu. Filmin ilk kesimi geldiği zaman Miramax’te panik havası oldu. Çözüm olarak daha önce yapılmamış bir teknik denendi. Tek film olması gereken Kill Bill iki bölüm halinde vizyona girdi ve büyük başarı getirdi.
Filmin yönetmeni fragmana karışır mı?
Hollywood sisteminin içinde filmin sahibi stüdyolardır. Studyolar once fragmanı kendi istekleri doğrultusunda hazırlar ve sonrasında genelde filmin yonetmeninin fikrini alırlar. Eğer meşhur bir yönetmense o zaman filmin reklamları konusunda daha fazla yaptırım gücüne sahip olur. Mesela Kill Bill için hazırladığımız her reklam Tarantino’nun studyo ile birlikte onayindan geçti.
M.Yaşar DURUKAN
Kaynak:Gençlik/Zaman


“Muhtar Kent ve Cem Kozlu idollerim”
“Düşünüyorum öyleyse varım” sloganının yerini “Değişiyorum öyleyse varım” aldı öyleyse.
Çanta artık, cüzdan, anahtar, cep telefonu, taşıyacağınız sıradan bir aksesuar değil. Lüks marka ya da ünlü bir tasarımcının çantasını kola takıp taşımak güç ve statü sembolü oldu. Ve bu çılgınlık bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor. Adı da “o çanta sendromu”
Kurtlar Vadisi, Testere, iktidar-muhalefet atışması, popstarda yarışmacıyı azarlayan çok kızgın(!) jüri, gözümüzü hafif kapadığımızda sunucuyu bir İspanyol matadoru olarak hayal ettiğimiz tartışma programları ve her gün karşımızda kanal değiştirmememiz için direnen onlarcası…TV’nin, bilgisayar oyunlarının, sinema filmlerinin kendini bize kabul ettirmek için cinsellik ve aksiyonun yanına vazgeçilmez bir aparat olarak eklediği “şiddet” sahneleri acaba seyrettiğimizle mi kalıyor, yoksa şiddetin seyr-i sülûkü içimizde mi bitiyor? Gördüğümüz şiddet içimizdeki şiddet bataryasını boşaltıp bizi kuş gibi hafif mi yapıyor, yoksa sanal şiddetle içimizdeki şiddet arasında bizi şarj eden yoğun bir telepati mi var? Kumandanın lazeri TV’nin alıcısına değiyor, peki TV’nin vericisi içimizde neye değiyor?
Minik çocuklar sevimli hareketleriyle çoğu zaman yetişkinlerin kanını kaynatır. Birçok insan ise sevgisini ifade etmek için genelde ya bebekleri ısırarak ya da sıkarak severler.
Kimi günde 25 kez ellerini yıkar, kimi evden her çıkışında 7 kez geri dönüp kapıyı kilitleyip kilitlemediğine bakar, kimi de evindeki koltukların simetrisinin ikide bir bozulmasından rahatsız olur. Bu anormal davranışlar ciddiye alınacak kadar önemli bir rahatsızlık.Çünkü takıntılar insan hayatını çekilmez bir hale getirebilir. Az ya da çok hemen hepimiz kafamıza birçok şeyi takar, sorun eder, saatlerce, hatta günlerce o konuyu düşünürüz. Sonra da “Hiçbir şey kafaya takmaya gelmez” der ve geçer gideriz. Peki ya geçip gidemeyenler…
“Acaba bugün ne giysem?” sorusu çalışan kadınlar için çoğu zaman bir sendrom halini alır. Sabah sendromu. Gardırobu açan kadınlar, ‘Ne giyeceğim.’ sorusuna cevap arar. Hem şık hem de konumuna uygun giyinebilmek zor iştir vesselam. “Acaba bugün ne giysem?” sorusu çalışan kadınlar için çoğu zaman bir sendrom halini alır:Sabah sendromu. Sabahın erken saatinde kalkıp kahvaltıyı hazırladıktan sonra kadınlar kendi derdinin peşine düşer. Belki de en çok zamanı da “ne giyeceğim” sorusuna cevap aramakla geçirir. Hem şık hem de işteki konumuna uygun giyinebilmek için dakikalarca gardıroba bakakalır. Sonuç kimi kez başarılı; ama çoğu kez başarısızdır. Ama acele etmesi de gerekir, çünkü servis gelmek üzeredir…






